Vezir Camilerinin ‘en nurlusu'

Eyüpsultan Miras Gazetesinin ilk sayısı, Aralık ayında yayınlandı.

"Huzurda Diriliş" vurgusuyla çıkan gazetede, Evliya Çelebi'nin, vezir camileri içinde “en nurlu cami” olarak nitelendiği Zal Mahmud Paşa Camii anlatılıyor.

Haliç manzaralı konumu ile Eyüpsultan’ın sahil dokusuna zengin bir görünüm kazandıran Zal Mahmud Paşa Külliyesi, eğimli araziye organik bir şekilde yerleştirilen cami; iki medrese, türbe ve çeşmeden oluşur.

Evliya Çelebi, Zal Mahmud Paşa Camii’ni vezir camileri içinde “en nurlu cami” olarak nitelendirir.

Eyüpsultan’da Mimar Sinan’ın yaptığı en güzel eserlerden biridir. Yapımına “Hazâ makâm-ı Mahmud” 985 (1577) cümlesiyle tarih düşürülmüştür.

Kesme küfeki taşı ve kırmızı tuğla ile örülen cami ve medrese duvarları, külliyeye eşsiz bir güzellik kazandırmıştır. Külliyenin hem doğudan hem batıdan girişi vardır. Kapıları, doğuda Defterdar Caddesi’ne, batıda Zal Paşa Caddesi’ne açılır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu, Sultan İkinci Selim ile Nurbanu Valide Sultan’ın kızı olan Şah Sultan, Çakırcıbaşı Hasan Paşa ile evli iken araziyi satın alarak alt kat medresenin yapımına başlamış, eşinin vefatı ve Zal Mahmud Paşa ile evlenmesinden sonra cami de eklenerek eser külliyeye dönüştürülmüştür.

Haliç kıyısındaki külliye, mükemmel bir konuma sahiptir. Plan ve tasarımı ile ilgi çekici ayrıntılar barındırır. Mimar Sinan, külliyeyi eğimli araziye uygun iki kademeli olarak planlamıştır. Üst kotta cami ve medrese, alt kotta ise türbe, çeşme ve medrese inşa edilmiştir.

Alt kottaki medrese “L” şeklinde düzenlenmiştir. On beş odalıdır. Alt kısımdaki geniş bahçenin ortasına türbe yapılmıştır. Türbenin çevresi zaman içinde hazireye dönüşmüştür. Külliyenin Defterdar Caddesi’ne bakan duvarına yapılan çeşme, günümüzde de hizmet veren tarihî çeşmeler arasındadır.

AYDINLIK BİR CAMİ

Külliyenin odak noktasını cami oluşturur. Abidevi boyutlarda, dışta taş / tuğla karışımı mimarisi ile estetik, içte çok sayıda penceresi ile aydınlık bir yapıdır. Merkezî bir kubbe ile örtülüdür.

Ortadaki geniş alanın etrafı galerilerle çevrilidir. Mahfil dediğimiz bu galerilerin düz tavanları sade ama mükemmel motiflerle süslenmiştir.

Kareye yakın dikdörtgen planlı olan caminin kubbesi mihrap tarafında duvara gizlenmiş payandalarla, diğer tarafta ise yuvarlak fil ayaklarına basan askı kemerlerle taşınmaktadır. Mihrap duvarına yaslanan merkezî kubbeyi üç yönden kuşatan galeriler erken dönem Osmanlı mimarisini çağrıştırır.

Caminin beş bölümlü son cemaat mahalli ortak avlulu örneklerinin aksine medrese ile birleştirilmemiştir. Cümle kapısı girişindeki süslemeler mükemmeldir. Kapı girişindeki levhada Meâric Suresi’nin 34 ve 35. ayetleri yazılıdır.

“Kale’llâhü tebâreke ve teâla: Vellezîne hüm alâ salâtihim yuhâfizûn. Ülâike fî cennâtin mükramûn. / Allahuteala buyurdu ki: Onlar ki namazlarını titizlikle kılarlar. Allah, onları ikram edilmiş kimseler olarak cennetine koyar.”

Cami avlusunu üst kat medrese odaları çevirir. 14 odalı medresenin dersiam bölümü geniş ve ferah tutulmuştur. Kuzey ve doğu cephesi mermer ve küfeki taşından yapılmış sütunların üzerinde yükselen revaklarla çevrilidir. Geniş avlunun ortasında mermer şadırvan yer alır.

Cami minaresi sağda, tek şerefeli ve yapıya bitişiktir. Orijinal minare, İstanbul’un büyük depremlerinden birinde yıkılınca farklı bir mimari ile yeniden yapılmıştır.

Caminin üstüne yağan kar ve yağmur sularını yapıdan uzaklaştıran rahmet olukları mihrap duvarına bitişik payeler üzerine yerleştirilmiş birer şelale gibidir. Bu oluklar aynı zamanda kuşlar için yuva vazifesi görür. Vakfiye kayıtlarından cami bodrumundaki beş odanın görevlilere tahsis edildiği anlaşılmaktadır.

MİHRAP VE MİNBER

Cami, kubbe kasnağındaki pencerelerle birlikte beş sıra pencere ile aydınlatılmıştır. Bu hâliyle çok katlı bir görüntü verir. Üşenmeyip sayınca caminin dört bir tarafına 101 pencere açıldığını gördük. Kubbe eteklerine de 20 pencere açılmış.

Zal Mahmud Paşa ve Şah Sultan’ın camisi toplam 121 pencere ile aydınlatılıyor. Dikdörtgen çerçeveli pencerelerin üstüne açılan alınlıklar da küçük birer pencere olarak düzenlenmiş. Bunları da ilave edersek pencere sayısı 152’ye çıkıyor.

Caminin mermer minberi, mihrabın sağ tarafına yerleştirilmiştir. İtinalı taş işçiliği Evliya Çelebi’nin övgüsünü hak edecek mükemmelliktedir. Ahşaptan yapılmış olan minber külahı ise estetik ve şık süslemeleri ile görülmeye değer güzelliktedir.

Mihrabı mermerdendir. Mihrap çevresini tek sıra hâlinde İznik çinileri çevreler. Sıraltı tekniğinde imal edilen çinilerin desen ve teknik kalitesi üst düzeydedir. Çinilerde, hatayî ve rumî nakışlardan meydana gelen tepelik formunda bezemeler yer alır.

Merkezden çevreye doğru saçılan ışık demetleri şeklinde tasarlanmıştır. Cami içi klasik dönem kalem işleri ile bezelidir.

Caminin mukarnas dolgulu cümle kapısının kanatları da ahşap işçiliğiyle döneminin değerli örnekleri arasında yer alır. Cami, türbe ve medreselerde kullanılan ahşap kaliteli, işçiliği özenlidir.

DAMAD-I ŞEHRİYARİ

Zal Mahmud Paşa, Boşnak asıllıdır. Enderun’dan yetişmiştir. Yapılı ve güçlü bir fiziğe sahip olan Mahmud Ağa, sarayın güvenliğinden sorumlu kapıcılar arasında yer almıştır.

Kapıcıbaşılıktan sonra Halep Beylerbeyi, 1564’de de Anadolu Beylerbeyi olmuştur. Sultan İkinci Selim’in saltanatında, 1567’de vezirlik verilerek paşa olmuş, 1574 yılında Şah Sultan ile evlenerek “damad-ı şehriyari” unvanını almıştır.

Tarihî kaynaklarda şeci (cesur), sadık ve çalışkan biri olarak anılır. Oğlu Hüsrev Paşa da vezirliğe yükselmiştir. Zal Mahmud Paşa, Eyüpsultan’daki külliyeden başka Nahcıvan’da hamam, Filibe’de han, Adilcevaz’da cami ve hamam, Ahlat’ta ise kule yaptırmıştır.

ŞEHZADENİN BOĞULMASI

Zal Mahmud Paşa, Kapıcı olduğu dönemde, Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük oğlu Şehzade Mustafa’nın “babasının yerine geçmek istemesi” gerekçesi ile öldürülmesi trajedisinde rol oynaması ile tarihe geçmiştir. Olay, 1553 yılında Nahcıvan Seferi sırasında yaşanmıştır.

Osmanlı Ordusu Konya Ereğlisi civarında iken şehzadeler de askerleri ile gelip orduya katılmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa’yı da çadırında kabul edeceğini haber vermiş; Şehzade Mustafa uzun süredir görüşmediği babasının huzuruna çıkmak ümidiyle girdiği çadırda, yedi dilsiz celladın saldırısına uğramıştır.

Kendisini boğmak için üzerine saldıran cellatlara karşı koyan Şehzade Mustafa bir taraftan da babasını yardıma çağırmıştır. Çadıra giren Kapıcı Mahmud Ağa, Şehzade Mustafa’yı arkasından kavrayarak boyunduruk vurmuş; dilsizler tarafından boynuna kement atılarak boğulmasına yardım etmiştir.

TÜRBE

Türbe, alt medresenin bahçesinde, Defterdar Caddesi’ne açılan ana kapıdan girildiğinde sol taraftadır. Üç tarafı hazirelerle çevrilidir.

Kesme taştan sekizgen plan üzerinde yükselen yapı çifte kubbe ile örtülüdür. Mimar Sinan, dehasını burada da göstermiş, dışta sekiz cepheli yapıyı içte kareye dönüştürüp; iç mekânı geniş, aydınlık, özgün bir eser ortaya çıkarmıştır.

İç mekân, kubbeyi taşıyan dört payanda ile eyvanlı plana dönüştürülüp kubbe ile duvarlar arasında kalan sığ ve geniş eyvanlar da aynalı tonozlarla örtülerek etkileyici bir mekân elde edilmiştir.

Türbeye altı mermer sütunun taşıdığı kuzeydeki revaktan girilir. Kapı üstüne mermer kitabe levhası konulmuş ama yazı yazılmamıştır. Türbenin doğu, batı ve güney cephelerinde altta ikişer pencere yer alır. Üstte ise bir cephede tek, bir cephede çift olmak üzere toplam 12 pencere açılmıştır.

Üst pencereler sivri kemerli ve klasik karınca gözlüdür. Dış kapı ile pencere ve dolap kapakları kündekârî tekniği ile yapılmıştır.

Türbe kubbesinin göbeği, eteği ve pandantifler ile ayna tonozları kalem işleri ile bezenmiştir. Türbede üç ahşap sanduka vardır.

ÇEŞME

Çeşme, külliyenin Defterdar Caddesi’ne açılan kapısının sağ tarafındadır. Kapının mimari üslubu ile bütünlük gösterir. Külliyedeki tek kitabe çeşmenin üzerindedir. Kitabede bu hayratı Şah Sultan ile Zal Mahmud Paşa’nın birlikte yaptıkları vurgulanmıştır.

Tarih ise Zal Mahmud Paşa ile Şah Sultan’ın vefatından 10 yıl sonrasını, 1590 yılını gösterir. Sanat tarihçileri, kitabeyi oğulları Köse Hüsrev Paşa yahut vakıf mütevellisinin koydurmuş olabileceğini ifade etmektedirler.

Zal Mahmud Paşa Çeşmesi, kesme küfeki taşından inşa edilmiş, geniş hazneli, klasik düzende sivri kemerli, nişlidir. Ayna kısmı ile kitabesi mermerdendir. Musluk kısmının iki yanına tas yuvaları yerletirilmiş; yalak kısmının yanlarına oturma yerleri yapılmıştır.

Günümüzde hâlen hizmet vermektedir. Küçük ayna taşında tamir tarihi olarak 1245 (1830) yazılıdır.