Özbekler Tekkesi

Kalenderhane Tekkesi Mescidi

Özbekler Tekkesi Mescidi ve La'li-Zâde Abdülbaki Efendi Tekkesi de denir. Kalanderhâne Caddesi üzerinde ve Saçlı Abdülkâdir Efendi Mescidi ile Sokullu Mehmet Paşa Çeşmesi karşısında idi. Cadde, adını bu tekkeden almıştır. Oldukça geniş bir alanı kaplayan bu yerde bugün Eyüp Müftülüğü binası bulunmaktadır, tekkenin büyük kapısı, Abdülbaki Efendi Mektebinin yanında idi. Diğer bir kapısı ise, Müftülük binası kapısının yerinde idi. Bu yan kapının karşısında, bugün pek harap durumdaki Şeyh Evi mevcuttur. Ahşap ve iki katlıdır. Ayvansaraylı Hüseyin Efendi Hadikat'ül-Cevâmi adlı eserinde, Murtezâ Efendi Tekkesi Cami'i bahsinde "La'li-Zâde Seyyid Abdülbaki Efendi bina ve ihya buyurdukları Kalenderhane" demektedir.

Aynı eserin 276. sayfasında ve Abdülkâdir Efendi Mescidi bahsinde ise "Kalenderhâne'nin banisi La'li-Zâde Şeyh Mehmed Efendidir" diyor. Şeyh Mehmed Efendi Abdülbaki Efendinin babasıdır. Müderris iken Anadolu kadıaskeri olmuş ve sonra 1118 C. evvelisinde (Ağustos 1706) tarihinde Kıbrıs'a sürülmüş ve orada bir sene sonra vefat etmiştir. Kabri, Lefkoşa'da eski Ayasofya şimdiki Selimiye camii haziresinde idi. Bu hazire bugün mevcut değildir. Kalenderhane'yi, la'li-Zâde Abdülbaki Efendi, Kaşgari Şeyh Abdullah Efendi için yaptırmıştır. Yapılış tarihi 1156 (1743) dir. Yalnız, bu tekke, bekar şeyhlere meşrut olduğundan ve Abdullah Efendi de evlenmek istediğinden bu tekkeyi terk etmiştir. Bu sırada, 1157 (1744) tarihinde, Murtezâ Efendi şimdiki Kaşgari Tekkesi'ni yaptırmış ve bir sene sonra da şeyhliğini Abdullah Kaşgari Efendiye vermiştir.

Mec. Tevârih'de şu bilgi vardır: "Abdülbaki Efendi İstanbul kazasından el çektirildikten sonra Kalanderhâne Tekkesi'nin yapımına başlayıp önünde kendi bir ev dahi inşa ettirmiştir. Tekkenin tarihi: İbn-i riyâz-ülcenne 1156 (1743) olmuştur ki rüyasında tenbih olunmuştur. Ve kabrinin penceresi üzerine yazılmıştır. Zaviyede hücerât ve matbah ve bir kasrı şeyhâne ve bir miktar bahçe ve anayol üzerine sibyan mektebi vaki olmuştur."

Kalenderhhane'nin iki kanatlı ahşap kapısının iki yanında köfeke taştan yapılmış nişler vardır. Mermer takında, yakın tarihe kadar mevcut olan ve beş sıra halinde hazırlanmış 20 mısralı bir kitabesi vardı. Yakın tarihlerde yok olmuştur. Bu kitabe Sultan II. Mahmud'un tamir kitabesi olup 1250 (1834) tarihli olduğu sanılmaktadır. 14 Ca. 1261 (21 Mayıs 1845) tarihli bir tezkereden, Kalenderhâne'nin Sultan Abdülmecid zamanında da tamir edildiğini öğrenmekteyiz. Kapının sağ tarafında La'li-Zâde Abdülbaki Efendinin açık türbesi ve mektebi mevcuttur. Vefatı 1159 (1746) tarihindedir. Kapının karşısında, kesme taştan tuğla hatıllı olarak yapılmış, tonos çatılı semahane bulunmaktadır. Önyüzü mermer kaplanarak abdest mahalli haline getirilmiştir.

Kiremit döşeli kubbesi sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Kemerli kapısı sağ tarafta olup kitabesizdir. Kare planlı olup mihrabı niş şeklindedir. Ön ve arka cephelerinde ikişer, kapı tarafındaki cephesinde ise bir pencere vardır. Semahane, aynı zamanda mescid olup minaresi yoktur.

Mescidin önünde dağılmış bir lahid vardır. Şahideleri mevcut değildir.

Hadika Yazarı "Sultan III. Selim saltanatının ortalarında (1210 M. 1795 tarihlerinde) bu tekkeye şeyh olan Belhi Efendi'nin iltimasıyla, Valide Sultan kethüdası Yusuf Ağa tekkeyi yenilemiş ve hamam dahi yaptırmıştı. Vakfına himmet olmadığından hamam muattal kalmıştır. Hâlâ şeyhi elhac Abdullah Efendidir ki Buharalıdır. Ulemâdan ve sülehadan bir zat-ı şeriftir" demektedir.

Yusuf Ağa, 1222 (1807) tarihinde idam edildi. Kabri, Topkapı mezarlığında ve Çamlık mevkiindeki büyük aile haziresi yanındadır. Baş şahidesi mevcuttur.

Tekkeye kimlerin şeyh olduğu belli değildir. 1199 (1784) tarihli tekkeler listesinde "Eyüp'te La'lf-Zâde Türbe-si'nde Nakşibendi Tekkesi" diye, 1840 ve 1877 tarihli listelerde âyin günü cuma olan bir Nakşibendi Tekkesi olduğu yazılmış ve "Nakşibendiyye'den Kalenderhâne, der Eyüp" diye kaydedilmiştir.

1250 (1834) tarihinde yapılan Saliha Sultan düğününe bu tekkenin postnişini Abdullah Efendi de davet edilmiştir.

Bu tarihten sona Şeyh Abdullah Efendi tekkeden ayrılmış veya vefat etmiş olmalıdır. Evkaf Defteri'ndeki 3 N. 1253 (1 Aralık 1837) tarihli bir yazıda "Kalenderhanei Özbekiye Zaviyesi vakfı zaviyedarlık cihetinin tevcihi ve zaviyesinin evkaf muhasebesine kaydı" istenmiştir. Üsküdari Ahmed Münib Efendi'nin 1307 (1890) tarihinde bastırmış olduğu Mecmua-i Tekâya'ya göre ise, şeyhi Mehmed Efendi ve âyin günü de perşembedir.

1890 tarihlerinde yazımı tamamlanan bir nüfus defterinde de şunlar yazılıdır: "Hazreti Hâlid civarında Kalenderhâne Tekkesi postnişini elhac Mehmed Efendi bin Mehmed Arif Kaşgari, doğumu 1236 (1820). Halifesi elhac Abdülgafur Efendi bin Mehmed Şerif Buharalı, doğumu 1238 (1822). Hulefası, Hüdâverdi bin Abdülkerim Kaşgâri, doğumu 1249 (1833).

Bu devirde tekkede Kalender dervişlerle beraber 30 kişi bulunuyordu ki İstanbul'un büyük tekkelerinden biri idi.

Abdülbâki Efendi lahdinin baş tarafında bu tekkenin şeyhlerinden olup 1318 (1900) tarihinde vefat eden elhac Mehmed Efendi'nin ve bir kısmı toprağa gömülü olduğu için yalnız isminin üst kısmı okunabilen Meşayih-i Nakşibendiyye'den eşŞeyh elhac Abdullah Efendi'nin şahideleri vardır ki kitabesinde Kalenderhâne şeyhi olduğu yazılıdır. Mehmed Efendi'nin şahidesinde ise Özbekler Dergâhı postnişini olduğu kaydedilmiştir. Taşı Nakşi sikke kabartmalıdır.

Merhum Osman Nuri Ergin, "Türk şehirlerinde İmaret Sistemi" adlı eserinde bu tekke için şunları yazmıştır: "Eyüp Kalenderhanesi'nde bir kat üzerine 19 oda, bir cami, bir mutfak aynı zamanda kurbanhane vardır. Ortasında dört tarafı açık ve geniş bir salon bulunur. Odalar birer ikişer kişinin yatmasına, salon da umumi toplantıya yarar. Bununla beraber Kalenderhaneler'de şiirle, edebiyatla uğraşıldığı, Fatih'in vakfiyesinde güzel sesle şiir okuyacak kimseler tayin edilmiş olmasıyla sabit olduğu gibi Özbek Tekkeleri'nde de bu an'anenin devam ettiği görülüyor.

Oralarda yatanlar gündüzleri çarşıda bileycilik etmek ve saire satmakla hayatlarını kazandıkları gibi geceleri hepsi bir araya gelerek Mesnevi, Hafız ve Yesevî Divanları okumakla yahut okuyanı dinlemekle vakit geçirdiklerini biliyoruz.

Bunların bir adetleri de şu idi ki, her arabi ayının 11. gecesi arifane bir yemek ve bilhassa Özbek pilavı pişirip birlikte yemekti. Buna kendi aralarında "Yâzdehum" (on-birinci) derlerdi. Tekkeleri nakşi, kendileri de Orta Asyalı olmak itibariyle yemekten sonra "Hatm-i Hâcegân" ve "Zikr ârâ" yaparlardı.

Bu müesselerin başlarına hükümetçe mühim şahsiyetlerin getirilmiş olması da dikkate değer bir keyfiyettir. Ve o şahsiyatler ekseriyetle Orta Asyalı, Afganlı ve Hintli idiler. Bunlar derin ilimleriyle, yüksek faziletleriyle çevrelerine yalnız İstanbul halkını değil, tâ uzaklardan gelen kimseleri de çekerlerdi."

Kaynak: (Gezi Notu) (Saliha Sultan Düğünü, İst. Üni. Merkez Kütüp. İbnülemin Yazmaları No: 2802 S: 21/b) (Hadikat'ül-Cevami 1/260-276-277278) (Ayvansarayı, Mec. Tevarih, Haz. F. Derin -V. Çabuk S: 268) (Türk Ans. Kalenderilik 21/157) (Osman Bey, Mec. Cevami 2/10 No: 21) (A. Münib, Mec. Tekaya, İst. 1308) (A. Çetin, Vakıflar Der. 13/587) (Osm. Arş. Dairesi, Nüfus Def. Kepeci Tas. No: 6290/1 S: 254) (Ahmed Y. Ocak, Kalenderiler, Ankara 1992) (Ayvansarayı, Vefeyat, İst. Üni, Merkez Kü-tüp. Tarih Yazmaları No: 2464 S: 121-122 La'li Zade) (O. Nuri Ergin, Türk Şehirlerinde İmaret Sistemi S: 36) (Osm. Arş. Dairesi, Evkaf Def. 111. No? 20409)