Tam adı Şemseddin Ahmed bin Süleyman’dır. Dedesi Kemal Paşa’ya nispetle Kemal Paşazade veya İbni Kemal adıyla tanındı. 1468 yılında doğdu. Dedesi, Fatih döneminde devlet hizmetinde vezirliğe kadar yükselen Kemaleddin Ahmed Efendi (Kemal Paşa), babası II. Beyazıt döneminde Amasya merkez muhafızlığı ve Tokat sancakbeyliği yapmış olan Şücaüddin Süleyman Bey’dir. Kaynaklarda doğum yerinin Edirne, Amasya ve Tokat olduğuna dair rivayetler vardır. İyi bir eğitim gören Kemalpaşazade ilk önce askeriyeye intisap etmiş sipahi olmuş ve Vezir Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın yanında bir sefere katılmıştır. Ordu Filibe’ye geldiği sırada, İbrahim Paşa’nın huzurunda yapılan bir toplantıda, 30 akçe ile Filibe müderrisi olan Molla Lütfi’nin, vezirin yanına gelerek, huzurda bulunan paşalara ve beylere hiç ehemmiyet vermeden ve bilhassa cesaret ve kahramanlığı ile Osmanlı ordusunda büyük şöhreti olan Evrenoszade Ali Bey’in üst tarafına geçip oturması, onun üzerinde derin bir iz bırakmış ve alelâde bir müderrisin bu kadar büyük beylerden daha yüksek bir yere oturmasına hayret ederek ikinci bir Molla Lütfi olmaya karar vermiştir. 897 (1492) yılında da askerlikten ayrılarak ilmiye sınıfına geçmiş ve Edirne Darülhadisi’nde Molla Lütfi’nin derslerine devam etmeye başlamıştır.

Molla Lütfi’nin 900 (1495) yılında azledilmesi üzerine Kestelli adı ile meşhur Muslihüddin Mustafa Efendi’den, Hatibzade Muhyiddin M. Efendi’den ve Muarrifzâde Sinanüddin Yusuf Efendi’den usul ve tefsir gibi ilimler öğrendikten sonra Edirne’de Taşlık ismi ile anılan Ali Bey Medresesi’ne müderris tayin edilmiştir. Bu vazifeye atandığı zaman Sultan II. Beyazıd, İdrisi Bitlisi’nin Farsça olarak yazdığı Heşt Behişt’ine nazire olmak üzere Türkçe bir Osmanlı tarihi yazmasını istemiştir. Bu iş için de 30 bin akçe ihsan etmiştir. 917 (1511/12) yılında, Müeyyedzade Abdurrahman Efendi’nin Rumeli kazaskeri olması üzerine günlük 40 akçe ile Üsküp’te İshak Paşa Medresesi’ne nakledildi. Burada Seyyid Şerif elCürcanî’nin Şerh’ülMiftah adlı eserine bir haşiye kaleme aldı. Müeyyedzade’nin iltimasıyla az zaman sonra Edirne’de Halebiye Medresesi’ne hoca olarak atandı. Burada müderris iken 918 (1512/1513)‘de Risaletü’lKâfiye adlı eserini yazmıştır.

O tarihlerde Osmanlı Devleti’nin en yüksek medreselerinden biri olan Edirne’deki Sultan Beyazıd Medresesi’nin müderrisliğine tayin edildi. Yavuz Selim’in İran üzerine yaptığı seferden evvel, kamuoyunu İranlılara karşı hazırlamak maksadıyla, Şiîliğin ehli sünnet mezheplerince reddedilmiş olduğunu halka telkin etmek vazifesi Osmanlı âlimlerine ve maârif mensuplarına verilmiş idi. Kemal Paşazade de bunun üzerine kaleme almış olduğu bir risale ile Şiîlerin öldürülmelerinin caiz olduğunu ve Şiîler ile yapılacak harplerin diğer din düşmanları ile yapılan harpler gibi cihad sayılacağını bir risalesinde anlatmıştır.

Yavuz Sultan Selim bu risale üzerine kendisine sonsuz bir sevgi beslemiştir. Nitekim Çaldıran’dan döndükten sonra 922 (1516)’da evvelâ Edirne kadılığına ve az sonra da 922 Cemaziyelevvelinde

(Haziran 1516) Anadolu kazaskerliğine getirilmiştir. Bu suretle Mısır seferine Anadolu kazaskeri olarak iştirak eden Kemal Paşazade, sahip olduğu üstün vasıflar sebebi ile padişahın yanında büyük bir itibar görmüş ve üç sene kadar süren sefer müddetince ekseri zamanını onun huzurunda geçirmiştir.

Mısır dönüşünde Şam’da Muhyiddin Arabi’nin türbesinin yapılmasında Kemalpaşazade’nin vermiş olduğu fetvanın tesiri olmuştur. Kemal Paşazâde Kanunî devrinde, Zenbilli Ali Efendi’nin 932 (1526) yılında vefatı üzerine şeyhülislâmlık makamına getirilmiştir.

Kemal Paşazade 2 Şevval 940 (16 Nisan 1534) Perşembe günü vefat etmiştir. 8 sene meşihat makamında kalmıştır. Kabri, Edirnekapı dışında Şeyh Ahmed Buharî’nin damadı Mahmud Çelebi’nin açık türbesindedir. Kabrini daha sonra öğrencilerinden Mısır Kadısı Piri Paşazade Mehmed Bey yaptırmıştır.

Vefatına; “İrtihâlü’lulûm bi’lKemal” diye tarih düşürülmüştür ki “Kemal Paşazâde ile ulum (ilimler) mezara gömülmüştür” anlamına gelmektedir.

Osmanlı âlimleri arasında mümtaz bir mevkii bulunan Kemal Paşazade Şemseddin Ahmed Efendi’nin birçok eseri vardır. Bazıları şunlardır;

Tefsiri Şerif, (Sad suresinin sonuna kadar olup tamamlanmamıştır.), Şerhü Hidaye, İzahü’lİslah, Mevlana Tüsî ile Mevlana Hocazadenin Tehafüt’lerini muhakeme, Islah u Miftah, Haşiye alâ Haşiyeti’şŞerif el Cürcanî ale’lKeşşaf, Nigâristan, (Baharistan’a naziredir.), Manzumei Yusuf ve Zeliha (On bin beytten oluşmuştur.), Dakayıkü’lHakayık, Haşiyei Tefsiri Kadı, Şerhü Buharii Şerif, Şerhü Mesarihi’lEnvar, Muhitü’lLûgat, Risaletü’lKâfiye, ŞerhiHadisi Erbain, Divanı Eş’ar

Kemal Paşazade’nin en mühim eseri Tarihi Âli Osman’dır. Eser özellikle Yavuz Sultan Selim devrini içerdiği için önemlidir. Çünkü hadiselerin içinde yaşamıştır. Yavuz’dan sonra, Kanunî Sultan

Süleyman devrinde 933 (1526) tarihine kadar vuku bulan hadiseleri kaleme almıştır. Böylelikle 234 senelik vekayii ihtiva etmekte ve 10 defterden oluşmaktadır. Eser, Mohaç Savaşı anlatıldıktan

sonra son bulmaktadır. Tarihini yazarken, kendisine açık ve temiz bir ifade kullanması tenbih edilmesine rağmen, gerek şiirde ve gerek de nesirde gayet ağır tumturaklı bir ifade tarzı kullanmıştır. Hayatı yazı yazarak geçtiği hâlde, rivayete göre her gün bin tane fetva yazdığı söylenmektedir. Kemal Paşazade zarif, nüktedan, hoş sohbet ve mizaha meyyal bir zat idi. Oğlu Süleyman Çelebi, torunu ise Ahmed Şah idi.