Türk edebiyatının tanınmış yazarlarından biri olup İstanbul’un ilk kadısı âlim ve Şair Hızır Bey’in oğlu, meşhur Nasreddin Hoca’nın torunudur. Annesi âlim Molla Yegân’ın (öl. 1473) kızıdır. Hem baba, hem de ana tarafından zamanın en büyük ilim adamlarını yetiştirmiş olan bir aileden gelmektedir. Hoca Paşa diye ünlü olup asıl adı Sinaneddin Yusuf‘tur. Bu zeki insan kültür yönünden ülkede dengi bulunmayan bir kişi idi. 845’de (1440) Sivrihisar’da doğdu. İstanbul’un fethinde, Fatih Sultan Mehmed babası Hızır Bey’i İstanbul’a kadı olarak atadığı sırada Sinan Paşa 1315 yaşlarında idi. İs tanbul’da çok iyi bir eğitim gördü. İlk tahsilini babasından almıştı.

Fatih Sultan Mehmed Sinan Paşa‘yı çok takdir ettiğinden henüz 20 yaşlarında bulunduğu hâlde onu Edirne’de bir medresede, sonra da Sultan II. Murad’ın yaptırmış olduğu Darülhadis’te müderris olarak görevlendirmiştir. Sonra İstanbul’a davet edilerek Sahn müderrisi ve hâcei sultanî tayin olundu. Fatih’in huzurunda yapılan ilmî sohbetlerde de bulunan Sinan Paşa o sırada İstanbul’a gelmiş olan Ali Kuşçu’dan da matematik derslerini öğrencisi Molla Lütfi vasıtasıyla öğrenmişti.

Sinan Paşa bir ilim ve medrese mensubu iken Fatih onun devlet işlerindeki düşüncesinden faydalanmak için 875’de (1470) ona vezirlik rütbesi vermiştir. Bu münasebetle kendisine Hoca Paşa denmiştir. 881’de (1476) Gedik Ahmed Paşa’nın azl ve hapsedilmesi üzerine de sadrazam olmuştur. Bu mevkide 10 ay kadar kaldıktan sonra bilinmeyen bir sebepten dolayı, padişahın gazabına uğrayarak azl ve hapsolunmuştur.

Bu sırada ulemanın Fatih indindeki ricaları üzerine serbest bırakıldı. Bütün kitapları yakıldı ve İstanbul’da bırakılmayarak kadılık ve müderrislik ile Sivrihisar’a gönderildi. Sinan Paşa Sivrihisar’a sürülünce vefalı öğrencisi Molla Lütfi hocasını yalnız bırakmayarak onunla beraber Sivrihisar’a gitmiş ve kurtuluşuna kadar yanında kalmıştır. Sinan Paşa Fatih’in vefatı, Sultan II. Beyazıd’ın cülusuna kadar 5 sene Sivrihisar’da kalmıştır. II. Beyazıd 886’da (1481) tahta geçince Sinan Paşa’nın vezirlik rütbesini geri vermiş, 100 akçe gündelik ile de Edirne Darülhadisi müderrisliğine tayin ettirmiştir. Burada iken Mevâkıf’ın “Cevahir” bahsine bir haşiye yazdığı gibi Türkçe eserleri de bu tarihten sonra kaleme almıştır. Ayrıca Tazarruname adlı eseri Osmanlı nesrinin başarılı örneklerindendir. Sinan Paşa Şakaik’in kaydına göre 891 Saferinin 24. günü (1 Mart 1486) akşamı İstanbul’da vefat etmiştir.

Kabri, Eyüp Sultan Camii şadırvan avlusunda ve Çifte Gelinler Türbesi’nin yanındaki diğer bir türbenin ön kısmındadır. Sütun şeklindeki şahidesindeki kitabesi şudur:

İbnü’lMevlâ elfâzılü’lallame Sinan / Paşa İbnü’lMevla efdalu’lfudala
fi’lulûm / Hızır Beğ Çelebi eşşehîr biüstâdı Rûm / Yevmü’lahadi
essâni min şehri / Receb 974

Bu taşın sonradan konduğu, 974 (1567) tarihin görülmesiyle sabittir. Unutulan vefat tarihi yerine yanlışlıkla bu rakam yazılmıştır.

Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 1/204; Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, 2/345; Haskan, Eyüpsultan Tarihi, 186; A. Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, 34; İsmail Beliğ, Güldestei Riyazı İrfan, 278