Yenişehirli Şair Avni Bey olarak bilinir. Divan edebiyatımızın son büyük şöhretlerindendir. Takriben 124243 (182627) senelerinde Yenişehir Feneri’nde doğmuştur. Babası, Tırhala mutasarrıfı Abdurrahman Sami Paşa’nın kethüdası Bekir Paşa’dır. 1278 Ramazanında (Mart 1862) vefat etmiştir.

Avni Bey’in tahsili Yenişehir’dedir. Hocalarından biri de Celâl adında bir zattır.

Bu zatı
Ferdi asrı Celâl Efendi idi.
Şehrin üstadı ercümendi idi
Şiir ü inşâda üstadımdır
Mürşidi tab’ı bermuradımdır

diyerek övmüştür. Avni Bey aynı zamanda Rumuzu’lHikmet sahibi allameı cihan Sami Paşa’dan da istifade etmiştir. Paşa’nın Vidin valiliğine tayininde kitabetle yanında bulunmuş ve 1271’de (1854) rütbei rabia ile ödüllendirilmiştir.

Sonradan İstanbul’a gelen Avni Bey 1272’de (1855) hemşerisi Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Nazif Dede Efendi’nin kızı Emine Hanım ile evlenerek ona damat oldu. Bu evlilikten 14 Receb 1279’da (4 Ocak 1863) ilk çocukları Muhsine Hanım dünyaya geldi. İkinci çocukları ise Hüsameddin Bey’dir.

1276’da (1859) Sır Kâtibi Mustafa Paşa’nın divan kâtibi olarak Bağdat’a gitti. Şehrin uleması ile görüşerek kültürünü zenginleştirdi. Sonra İstanbul’a döndü ve Sami Paşa’nın İstanbul’da Taşkasap’taki muhteşem konağının müdavimi oldu. Bu vesile ile Sami Paşa’nın oğlu Necib Paşa’ya bir müddet edebiyat hocalığı yaptı. Bu sayede hayatının 12 senesini Sami Paşa ailesinin himayesi altında geçirdi. Bütün ömrü inceleme ile geçen şair Avni Bey için Muallim Naci Yadigârı Avni adlı eserinde onu bir üstat gibi tanıtmış “Arap ve Acem edebiyatını çok iyi bilen bir zat idi.” demiştir.

16 Şevval 1278 (16 Şubat 1862) tarihinde Beşiktaş Mevlevihanesi şeyhi olan kayınpederi Nazif Dede vefat etmiş ve bu tekkenin 1286 (1869) tarihinde Maçka’ya naklinden hemen sonra zevcesi Emine Hanım’ı toprağa vermiştir. Avni Bey ve ailesi o senelerde Beşiktaş’tan Maçka’ya taşınmakta olan mevlevihaneye yerleşirler. Şehremanet’teki azalık veya benzer bir memuriyete tayin olunan Avni Bey rahatlığa ve mutluluğa hazırlanırken, karısı Emine Hanım’da bir müddettir görülen verem arızaları, yolculuk ve yorgunluk neticesinde kendisini iyice belli etmeye başlar. Şaban veya Ramazan 1286’da (KasımAralık 1869) bu illete bir yenisi eklenir. Emine Hanım, Maçka Mevlevihanesi’nin yüksek taş merdivenlerinden düşerek yaralanır ve aynı yılın Şevval (Ocak 1870) ayında da ölür. Bu sırada Beşiktaş Mevlevihanesi Maçka’ya nakledilirken tekkenin haziresinde gömülü bazı şeyhlerin kemikleri de buraya taşınmaktadır. Âdeta ikinci bir cenaze merasimi ile Maçka’ya nakledilen kabirlerden birisi Nazif Dede’nindir. Çırağan’dan hareket eden şeyhin tabutu ile Maçka’dan kaldırılan kızı Emine Hanım’ın tabutu yolda karşılaşır ve yan yana gömülürler. Hanımının ölümünden 50 gün sonra oğlu Hüsameddin’i kaybetmesi ise değerli şairi yıkmıştır. Bu ölümlere son derece üzülen şair artık bir inziva hayatı yaşamaya başlamıştır. Şairin kızı daha sonra EyüpBahariye’ye taşınacak olan mevlevihanedeki bu inziva hayatını şöyle anlatıyor:

“Dergâhın harem dairesindeki, pencereleri Haliç’in sularına açılan odasının bir köşesinde, sırtında aba, kâğıt ve kalem, akşamın matemli gölgelerini taşıyan ufuklarında sevgili genç karısı Emine Hanım’ın yeşil gözlerini arayan Avni Bey Türk Divan edebiyatının son şairi, odasının bir köşesinde bulunan kütüphanesinin bir köşesine gizlediği şişeyi hatırlayarak korkak adımlarla yaklaştığı kütüphaneden bir kitap eller gibi bir kadeh alırdı. Her kadeh bir gazel, her şişe bir kaside yazdırırdı.

İlahî bir aşkın cezbesiyle zamanlar geçer, ortalık kararır, hizmetli Nevnihal, onun yemek tepsisini yavaşça bırakır giderdi. Çoğu zaman da yemek tepsisinin geldiği gibi sabahleyin aynen geri döndüğü olurdu. Pek az konuşurdu, dilinde tutukluk konuşmasına da engel oluyordu. Kitapları, yazıları arasında bütün bir ömür geçirmiştir. Ondan herkes hürmet ederek kaçardı.

Dergâhın şeyhi büyük musikişinas Hüseyin Fahreddin Dede eniştesine çok hürmet ederdi. Avni Bey Bahariye Dergâhı’ndan adliyedeki vazifesine yaz günlerinde ekseriya kayıkla giderdi. Kayıkçı İbrahim Ağa şairin vefatından sonra dergâhta bin bir gün hizmet edip (çile çıkarıp) dede olmuştu. Son zamanlarında dergâha türbedar oldu.”

Avni Bey yalnızlıktan ve yoksulluktan ibaret olan hayatına bir çeki düzen vermek istediğinden Adliye Nazırı Mehmed Said Paşa’ya başvurur. 1295’de (1878) Üsküdar Bidayet Mahkemesi azalığına tayin olunur. Avni Bey burada çalışırken kızı Muhsine ile beraber, kayın biraderi Hüseyin Fahreddin Dede’nin postnişin olduğu Bahariye Mevlevihanesi’nde yaşamaya devam eder. Bu sırada tekkenin müdavimlerinden Sinicizade Bekçibaşı Hâfız Abdullah Efendi’nin oğlu Hâfız Şevki Bey Muhsine Hanım ile evlenir.

Düğün gecesi tanınmış musiki üstatlarından müteşekkil mükemmel bir saz heyeti temin edilmiştir. Büyük üstat Zekai Dede Efendi de heyetin başında bulunuyordu.

Bahariye Mevlevihanesi o gece çok hareketli idi. Her tarafta lambalar yanmış, kafeslerin arkasından Bahariye’nin bir göl gibi sakin sularına heyecanla titreyen ışıklar aksediyordu. İlkbaharın serin bir gecesi idi. Damadı Şevki Bey’in kalın soprano sesini çok seven Avni Bey, o gece sevgili kızının saadeti şerefine bir musiki gecesi yaşatmıştı.

Kemani Mike suzinaktan taksim ediyordu. Emin Ağa’nın suzinak peşrevinden sonra besteler okundu. Sonra ağır aksaklar gelmişti. Zekai Dede tefe vurduğu bir parmak darbesiyle:

Vakfı rahı aşkın etmişken bütün can ü teni
Bir nigâhı lutfa lâyık görmedin ey meh beni

şarkısına girdi. Bu şarkının güftesi Avni Bey’e, bestesi de Zekai Dede’ye ait idi.

Avni Bey düğünden bir müddet sonra dergâhtan ayrılarak Divanyolu’nda iki katlı kâgir bir eve taşınmış, orada yalnız bir hayat yaşamaya başlamıştır.

Avni Bey daha sonra Üsküdar’a taşınmış ve burada çok iyi huylu bir Çerkes kadını ile evlenmiştir. 15 Zilhicce 1301 (7 Ekim 1884) tarihinde Üsküdar’da vefat etmiştir. Vasiyeti mucibince karısı Emine Hanım’ın Bahariye Mevlevihanesi Türbesi’nde bulunan kabrine gömülmüştür. Mevlevihanenin 1874 yılında Maçka’dan Bahariye’ye taşınmasından sonra kayın pederi Nazif Dede ile hanımı Emine Hanım’ın kabirleri ikinci defa nakledilmiştir.

Bu türbe daha sonra Bahariye Mezarlığı’nda Üç Şehitlerin medfun bulunduğu yere nakledilmiş ve Üç Şehitler de Sakızağacı Mezarlığı’na kaldırılmıştır.

Avni Bey’in kızı, Avni Aktuç’un annesi, Şevki Bey’in eşi Muhsine Hanım’a maaş bağlanmış ise de diğer oğlu parasını elinden aldığından zarurete ve sonraları da Darülaceze’ye düşmüştür. Tahminen 1335 (1917) tarihinde orada vefat etmiştir. Kabrinin yeri dahi belli değildir.

Avni Bey Arapça ve Farsça ve biraz da Fransızca bilirdi. Divanının ancak yarısı kadarı damadı Şevki Bey’in gayreti ile 1306’da (1887) basılmıştır.